8 Mart 2016 Salı
belirsizlik*
Günün birinde size kutu gibi evler inşa edeceğim, mutsuzluğunuzu gözlerden uzakta yaşayın diye. Kapıyı kapatacak ve ağlayacaksınız, kapı açılınca gülümsemek zorunda olduğunuzu bilerek. Bunu bilmek sizi hıçkırıklara boğacak ve sığamayacağınız kadar küçük pencereler yüzünden her şeyi geride bırakıp atlayamayacaksınız da. Ocağı sonuna kadar açıp bir kibrit çakabilirsiniz belki ama sizi bu hale getiren duyarlılıklarınız yüzünden bunu yapmanız da mümkün olmayacaktır. Durumdan hiç haberi olmayan bir kaç masumu Tanrı'nın karşısına çıkartamayacaksınız büyük ihtimalle. Gerçi onlara Tanrı'nın karşısına çıkarmayı taahhüt edemeyeceğiniz de apaçık ortada. Gözlerini kapayınca kendini içinde bulduğun karanlıktan daha belirsiz durumlar için kim söz verebilir ki? Ölmek üzere olan sevdiklerinize verilir ancak böylesi sözler. Yaşayacaksın, sakın gözlerini kapatma, bana bak, derin nefes al ve sakin ol. Ve bu sözlere de kimse inanmayacaktır. Belirsizlik bunun neresinde? Belirsizlik, yalan söyleme ihtiyacında; belirsizlik, yalanı kime söylediğinde. Ölene mi yoksa kendine mi?
25 Şubat 2016 Perşembe
masalların ardı*
Anlattıklarım masaldan öteye gitmiyor
Masaldan daha kötü, bitmiyor
Küçük bir kız çocuğu bölüyor uykularımı
Dinliyor dinliyor, anlatmıyor
Bir yanım inkâr ediyor gerçekleri
Yüz yüze geldiklerini
İşte gerçek bu uykularına kıydığın
Hiç acımadığın
Hiç alışamadığın
İtiraz etmiyorum öfkeli yanlarıma
Yakıp geçtiklerini avuçlarına alsın istemiyorum
İstemiyorum yüzüme üflesin, durulmuş ve gülümserken
Çocuklar evine dönmüş,
Hayaller siyah poşetlerde dolaplara kaldırılmışken
Her şey başladığı yerden çok uzakta
Ve ben başa döndüğümü sanıyorken
17042015
1 Kasım 2015 Pazar
puslu aynaların portresi*
Kendimden kaçıyorum
İçimdeki kalabalıktan
Yankılanan seslerden
Sorulardan kaçıyorum
Veremediğim cevapları kumbaramda biriktiriyor
Yatmadan önce tekrar ediyorum
Günün sonunda hep haklı çıkıyorum
Hep haklı çıkıyorum, cevap verecek kimse
yoksa
Cevap verecek kimseyi istemiyorum
İstemiyorum kimse beni anlasın
Hem beni, hem kendini kandırsın
Çıkarsın kabuğumdan, insanların arasına
katsın
Gülmek istemiyorum çaresiz esprilere
Katlanmak istemiyorum kimseye
Kimsenin hayattan şikayetlerini dinleyecek
halim yok
Aynı cümleleri farklı insanlardan duymaya,
aynı cevapları vermek zorunda kalmaya
katlanamıyorum.
Cevapları değiştiriyorum, insanların yüzleri
asılıyor
Kalpleri paramparça olmuş haldeyken bile
haklı çıkmak istiyorlar
Onlara istediklerini bir türlü veremiyorum
Ben tavsiyelerin insanı değilim,
Pişmanlıkların ya da yarınların
Ben önündeki düz çizgiye bakarak yürüyen,
Önüne çıkacak ilk engele çarpıp paramparça
olmayı beklemenin insanıyım
Elimde olmadan geldiğim dünyayı, yine elimde
olmadan terk etmenin
Bunlar, ayakları dünün içine batmış ve mutlu
yarın hayalleri kurarak
yavaş yavaş ölenlerin anlayabileceği şeyler değil
Bunlar, sabah kahvaltısında çayını içerken
günlük
gazeteleri okuyanların anlayacağı türden şeyler değil
Bunlar, kaybetmenin ne demek olduğunu
bilenlerin,
bire bir ekleyince iki ettiği gibi, birden bir çıkarınca da geriye koca
bir sıfır kaldığını bilenlerin anlayacağı şeyler
Sıfırdan başlamak diye bir şey olamadığını,
sıfırın
bir hiç olduğunu bilenlerin anlayacağı şeyler
Eğer anlayamıyorsanız, ne mutlu size.
8 Ağustos 2015 Cumartesi
9 Temmuz 2015 Perşembe
kaybedenin şiiri*
Rüya görmüyordum uyurken
Yarı ölüydüm sahiden.
Kaybolmuş gibi dolanan ellerinin değdiği yerlerden
kalbime koşan canlılıkla her gün yeniden dirilmeden.
Kuşlar kafesinde huzurlu, kilitli kapılar
zorlanmamışken.
Zaman bile durmaya niyetleniyorken.
Parmaklarını şıklattı Tanrı, 'hareket' dedi.
Seni gönderdi.
Nede olsa, her şey bir kadınla başlar ve biterdi.
Öyle de oldu.
Çok geçmeden
dünya, yalnızca meyve bahçelerinden,
güneşli günlerden ibaret olmadığını hatırlattı,
Başa döndü her şey.
Bir rüya bölündü, kimse uyanmadı.
Bir bıçağın üzerinde koşuyorum şimdi
Bölünene kadar.
Ucuna gelebilirsem atlarım diyorum
Atlarım, ellerinin yetişemeyeceği yerlere
düşerim
Seni görmeyeceğim
Kör olacağım yerlere.
Bütün hesapları yapıyorum giderken
Hem kaçıyorum hem kaybetmekten korkuyorum.
Kaybediyorum
Korkmam yoksa.
Kimse korkmaz,
Olacakları görmeden.
Çözülmez yüreği insanın, bir ölüyü alnından öpmeden.
Sarılıyorum şimdi ellerinin değdiği yerlere,
Siliyorum izlerini.
Harekete karşı durmanın bedelini ödüyorum.
Yürümeyi reddettiğim yolları koşuyorum.
Gecenin ortasında bir ateşe üflüyorum,
Bir merdiveni çıkıyorum, hızlı hızlı
Ben diye sarıldığım gölgeyi, sen diye itiyorum
İntihar süsü veriyorum ölümüne.
Hiç sesimi çıkarmıyorum
Tıpkı senin gibi.
6 Temmuz 2015 Pazartesi
gün sonu*
Kuşlar kanatlanıyor çatılardan
Kapalı pencereler açılıyor
Yemek kokuları yayılıyor havaya
Evlerine dönüyor insanlar
İşkencenin sonunda
Hızla geçiyor trenler şehrin göbeğinden
Altında ezilmek isteyenleri görüyorum
Cesaret edemiyor hiçbiri
Ölümün son olmadığından korkuyorlar
Acının son bulmayacağından
Hepsinin yerine tek tek atlamak istiyorum
Bana hem üzülsünler hem hayran kalsınlar istiyorum
Rayların soğuğunu hissetmeden ölmek
Geç kaldığımı bilerek yetişmek istiyorum
Gitmek istiyorum, kimseye elveda demeden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)